11 Aralık 2010 Cumartesi


az gittim uz gittim..
dereler tepeler dümdüzdü, gittim..
bir arpa boyu bile etmedi yolum..
uyudum..



sonra bi bakmışım, kar yağmış..
unutmuşum..


Muzicons.com

9 Aralık 2010 Perşembe

sezonluk sevgiler de başladıysa, daha ne olsun..

sevgilim beni nasıl severdin?
ben nasıl olsam beni severdin?!
koca bıyıklı nietzsche mi yoksa aramızdaki tek engel?
ismi bu kadar zor yazılan biri olmasaydı en azından..
bıyığına tükürdümün niçesi, çekil sevgilimle aramdan..


Muzicons.com

4 Kasım 2010 Perşembe

bir bar mutluluk almaz mısınız bayan?

bu aralar belasını arayan ergenler gibi dolanıyorum ortalıkta.. " ölüyim zaten, öliyim de annemler üzülsün.." diyen cinsinden.. sonra bi bakmışım neşe topağı olmuşum.. ordan oraya yuvarlanıyorum.. çarptığımı güldürüyorum, gülüyorum..

dengem kaydı iyice.. bi mutlu, bi ağlak.. bi yerden sonra ruhumun kirişleri esneme yaptı haliyle..

yalnızlık mutlaktır dostum.. çare kabullenmekte.. arada uğrayanlarla sevinebilmekte, coşabilmekte..

25 Ekim 2010 Pazartesi

8E me "bir sonraki durak" deditrmesinler.

sayfaya japonca mı çince mi artık nece oldugu belli olmayan, aslında belli olan ama tarafımdan çözümlenemeyen bir yorum bırakan insan.. sen de bi cansın.. içinde yaşama dair ufacık bir umut besliyorsun.. o umut ki, gün gelecek dallanıp budaklanıp tüm dünyayı saracak ve biz tüm blog çilekeşleri kol kola verip mutluluk dansları edicez.. tıpkı ayşeciğin lanet bi versiyonu ( şımarık, ukala, zengin piçi olan hali..) küçük bi kasabaya annesinin yanına geldiğinde tüm mahalle esnafının kol kola verip şenlikler içinde oynamaları ve şarkı söylemeleri gibi.. gerçi o kadar hoplamaya zıplamaya karşılık ayşecik " eehh sıkıldım sizden, eve gitmek istiyorum.." gibilerine bişey demişti.. ama yine de hala umut var bence.. ayrıca çekik gözlü şirin kardeşim, anama bacıma küfrettiysen iki katı sana girsin..

8E bir otobüs hattıdır.. nerden geldiği bilinmez ama libadiye caddesindeki evimin önündeki duraktan geçer.. beni kah göztepe köprüsü' ne, kah kadıköy' e götürür. diğer tüm lanet olası otobüslerin pencerelerinden muhtelif insan parçaları sarkarken, bilirim ki 8E birazdan cengaver gibi gelicek ve beni kanatlarının altına alıcak.. birlikte huzur içinde hiç bitmesin istediğim o yolculuğumuza başlıycaz.. şöförleri kibardır.. yolcuları görmüş geçirmiştir.. evet belki eskidir, yaşlıdır ama canı isterse en cengaver rolır kostırdan hızlıdır..

şimdilerde 8E me bi haller olmuş.. abuk subuk hoperlörler takmışlar.. duraklardan önce "bir sonraki durak" diyo.. sadece bunu diyo ama bir sonraki durağın hangi durak oldugunu söylemiyo.. sadece "bir sonraki durak".. 17 ye olurdu mesela bu.. 17 gıcır son model bir pendik otobüsü aslında ama minibüs yolundan gittiği için hep kırmızı rujlu 75 lik suadiye teyzeleriyle dolu.. 17, "bir sonraki durak" diyebilir.. sonraki durağın adını da söyler.. hatta çok isterse durakta inen suadiye teyzesinin elinden tutar, teyze indikten sonra da iyi günler hanımefendi der.. 8E emekli, babacan bir devlet memuruysa, 17 yurtdışı mastırlı, levent' de plazada çalışan, otuzbeşlerinde hafiften yakışıklı bir adam.. işte tam bu sebeplerden 8E her "bir sonraki durak" dediğinde ( bi de kadın sesi ) benim içim bi garip oluyo.. düğüne giderken saçını çok yaptırmış anne gibi.. sarı kaynak saçlı, çakma çantası olan, esmer varoş kızı gibi..

gariban 8E nin doğru düzgün fotoğrafı bile yok.. hey kahpe dünya, ne işin olur fakirle fukarayla..

ps: kaç zamandır yazılarımı sayelerdinde şarkılarla ilmek ilmek bezediğim, kendimce duygu paylaşımları yaptığım şarkıçalarlarım artık yok sayfamda.. siteyi kullanıma kapatanlar, başınız göğe ersin..midyat, seyfo.. gülün..

11 Ekim 2010 Pazartesi

yemyeşil çimlere uzansak, upuzansak..

şimdiye kadar kimini az biraz, kimini pek çok sevdiğim adamlar.. hiçbiriniz değildiniz.. aslında ucundan kıyısından bildim olmadığınızı.. sevdim yine de..sevmek için koşul aramam..hem de ne yazık ki..

tarafımdan sevilmek bir onurdur beyler.. şimdi hepinizi topladım hükümdarlığımın meydanına, selamlıyorum.. vedalıyorum..

o olan adam.. bi görsem seni, terliklerimle gelicem sana..


10 Ekim 2010 Pazar

neresinden baksan iki buçuk ay.. böyle olunca da yazmak garipseniyo gibi.. gerçi insan senelerce yüzmese unutmaz.. ya da bisiklet de aynı.. ben bilmiyorum gerçi bisiklete binmeyi.. ayrıca büyükada' ya da hiç gitmedim.. uzun aradan sonra yazmak için manidar bir gün.. bundan 22 sene evvel yağmurlu bir sonbahar günü dünyaya gözlerini açan farilya, o günden 22 sene sonra aşırı yağmurlu bir günün ardından bunları yazmaya başladı.. dün ne yağdı öyle arkadaş.. hani kalitesiz dizilerde, kimi kimi filmlerde iki sevgili ayrılırken üç metrekarelik bi alana şakır şakır yağan yağmur vardır ya işte ondan yağdı.. bence dün bütün dizi ve filmler o sahnelerini aradan çıkarsaydı iyi olurdu.. afrika da çoluk çocuk kırılıyo susuzluktan.. sen git öpüşmeli ayrılık sahnesi için galon galon suyu hibe et. it misin arkadaşım?! yapmayın böyle şeyler..

bugün benim doğumgünüm.. bi ton arkadaş dogumgünümü kutladı.. mutlu ettiler beni.. ilk defa bi doğumgünümde mum üflemedim ama.. çok da bişey olmuyomuş megersem.. dilek desen zaten gizli güçlerin bize dayatması.. doğumgünlerinde insanlara dilek tutturtarak hayalperest ve ayakları yere basmayan bi millet yaratmaya çalışıyolar.. evet gizli güçler bunun için varlar..

ne yazsam, nerden başlasam? ha sorsan ki bana küçük ve izbe hayatında ne yaşadın da ne yazıcaksın a farilyacık diye, hööst derim.. senin hayatın küçük ve izbe.. benimkiyse son derece ihtişamlı ve parıl parıl..sadece ben henüz onu nasıl yaşayacağımı çözemedim.. ah bi çözsem yardıra yardıra yaşıycam hayatımı ama du bakalım..

staj yaptım ağustos eylül zamanları.. meğersem benim içimde minnacık bi biznız vumın yatarmış ne zamandır.. doğal yaşam ortamını bulunca bi heycanlandı, mutlu oldu.. herkesler pek bi beğendi kendisini.. aman dediler mezun olur olmaz gel bizimle çalış.. bu kocaman avrupa devi lojistik firması sen olmadan napar sonra.. senden sonra asla eskisi gibi olmıcak hiçbişey.. lütfen gel.. parti yaptılar küçük biznıs vumına.. sarılıp sarılıp teşekkür ettiler.. kabardıkça kabardı minik biznız.. hatta o kadar kabardı ki yanında durup duran farilya yı unuttu.. farilya ezildi, büzüldü, boğuldu.. ben istemiyorum sabah dokuz aksam bes çalısmayı diyemedi.. çok param, afili bi kariyerim, upuzun bi iş tanımım olmasa da olur diyemedi.. aşık oldugum adamla gezsek, görsek, okusak, yesek, içsek, sevişsek yeter.. zaten hayat dediğin nedir ki zırt diye biter de diyemedi.. demeye kalksa biznız ağzının ortasına bi tane vururdu büyük ihtimalle.. o yüzden sustu kaldı farilya.. daha da konuşmaz heralde artık..

bugün bi arkadaşım 30 a az kaldı dedi.. aslında bakınca daha çok var gibi duruyo.. hadi be ordan diyo insan, daha çok var.. bok çok var.. bi bakmışım otuz olmuşum.. ne yani şimdi benim oturup " hayatımı nasıl daha kaliteli yaşayabilirim?" listesini mi çıkarmam gerekiyo.. hiç canım istemiyo.. aslında canım yazmak da istemiyo.. o zaman "happy birthday to you" isimli parça, mor dinazor barney den bana gelsin.. sing det song barni..


yazı da aynı götüme benzedi.. aslında çok daha farklı hayal etmiştim.. amaan hayal dediğin gizli güçten başka bişey değil zaten..he mi kardeşim ?

30 Temmuz 2010 Cuma

I'm young and free.. ha benim aslan gencime..



"i'm young and free".. genç ve özgür olmanın tüm gerekliliklerini büyük bir titizlikle yerine getiren eski bi arkadaşım üzerinde böyle yazan bi tişört giymiş.. o genç ve özgür..

doğayla içiçe, sahil kasabasına hatta köyüne tatile gidilir, kafaya yemeni bağlanır, yeni sağılmış süt hemencecik orada içilir eğer şans biraz yaver giderse yakınlardan geçen bir koyun keçi sürüsünün arasına karışılır ve yeni doğmuş kuzu kucağa alınır.. modern şehir insanı üzerindeki negatif enerjiden işte böyle küçük kaçamaklarla arınmaya çalışır.. ne şekerdir doğaya dönen şehirli insan.. kıpır kıpırdır..zaman zaman sinir bozucudur.. başparmağı ayfona uygun olarak evrimleşip, bi nebze uzayandır.. bozcaada'nın da şarapları ayrı bi güzeldir, bu apayrı bi konu..

geçen gece elimde kalan gençlik ve özgürlükten bi parça koparıp diğer genç ve özgürlerin arasına karışmayı denedim.. ait olamama hissiyatı yine yakamı bırakmadı.. ben gitmesi için yalvardıkça o daha da bi sıvandı yakama ordan boynuma, beynime.. insanlar güldü, ben az gülümsedim.. ara ara cozuttum gerçi.. kahkaha bile attım.. o kadar da trajik sayılmaz yani..
ayrıca yine geçen gece farkettim ki bilinçaltımı yeterince mıncıklarsam rüyalarıma yön verebiliyorum.. bence bu üstün bi yetenek.. hatta biraz daha kasarsam "önceki hayatımda sigmund freud benim kocammış meğersem" bile derim..

son olarak küçücük bi tavsiye.. eğer gecenin çok geç bi zamanı, çok uykun gelmişse kesinlikle evrenin sırrını fiziksel teorilerle çözmeye çalışan bişeyler izleme.. kuantum mekaniği, izafiyet teorisi, kara delik derken bi bakmışsın beynin pelte haline gelmiş.. televizyonu kapamadan önce son düşündüğüm şey hemen hemen şöyleydi.. " stephen hawking' e yazık yaa.. adam koskoca dahi fizikçi, bulduğu teorinin haddi hesabı yok.. ama konuşmalı bilgisayarı olmasa bi bardak su isteyemez.. herşeyin başı sağlık bi yerde.." evet, çok uyku varsa izlemeyin böyle şeyler..

ps: bundan iki üç hafta önce elime bi dvd tutuşturup "izle bunu bak çok güzel ben çok beğendim.." diyen, verdiği filmi izlediğimdeyse tekrar tekrar sorgulamama, dağılmama, ağlamama sonra yine sorgulamama sebep olan canım arkadaşım bibi'ye burdan selam olsun.. eğer bi daha böyle bişey yaparsa kendisini onlarca kazulet gibi iskandinavın bulunduğu bir odaya kapamayı planlıyorum.. bütçe sorun değil..

haydi bakalım heyırlı geceler olsun sana blogger seveni..

25 Temmuz 2010 Pazar

o dansöz bi daha asla gülemedi..

canım çok sıkılıyo.. kendime bi söz verdim, tutuyorum.. ama canım çok sıkılıyo.. alışırım zaar.. üç beş gün daha geçsin unuturum gider.. sen neleri unuttun bu küçücük yaşında.. hey yavrum benim..

bi arkadaşım kendini acınası biri gibi gösterme sakın, sen acı onlara dedi.. kim bana neden acısın? ayrıca ben acıyamam insanlara.. onlar için üzülürüm.. acımak ya da üzülmek.. bence çok farklılar.. acımak suratına tükürmek gibi.. üzülmekse başını okşamak sanki..

buraya ne zaman bişeyler yazmaya kalksam hep bişeyler dinlerim.. ordan burdan bişeyler.. hemencecik köşe başımda olmasından mıdır bilinmez, açılışı genelde u turn yapar.. bu şarkıyı ne zaman dinlesem içim bi gıcıklanır gibi.. ama yine de şarkıyı söyleyenin sırtına "ha aslanıma, ha kaplanıma, ver gazı bakalım haybeden yere" diyerekten vurmak isterim.. bi de "you know there's still a place for people like us.." demiyo mu kitapsız.. hassiktir ordan it..

uyumak için çok fazla gecikmemeliyim.. hemencecik uyuyup dinlenmeliyim.. yoksa yarın debriyajdan ayağımı yavaşça kaldırırken, diğer ayağımla hafiften gaza basamam falan allah muhafaza..

ps: eğer ben bu fotoğrafı bir büyük boy seçeneğiyle buraya koymuş olsaydım, o ağız adeta bir manyetik alan, bir bermuda şeytan üçgeni ya da koca bir kara delik gibi sizi içine çeker, ihtiyacı olan enerjiyi emdikten sonra kemiklerinizi tükürür atardı.. neyse ki yapmadım..

bu da ps: kocaman açılmış bir pınar altuğ ağzından daha sinir bozucu bişey varsa o da ergen bunalımı yaşayan madam farilya'dır.. ov cizıs kırayst..


23 Temmuz 2010 Cuma

bugün otobüste annesinin kucağında yarı oturur yarı ayakta durumda dokuz yaşlarında bi erkek çocuğu gördüm.. kafasını elindeki kitaba gömmüş okuyodu.. kendi çocukluğumu hatırladım.. beş yaş civarındayken, " şoförle konuşmak yasaktır..", dikkat otomatik kapı çarpar.." gibi gibi otobüs yazılarını okumakla başladı.. sonradan aldı başını gitti otobüste okuma olayı..

elindeki okurken ara ara gülümsüyodu.. keşke kitabın adını da görseydim.. ya da en doğrusu akıl edip baksaydım.. kapkara kaşlı, kocaman gözlü küçük çocuk, neydi acaba seni bu kadar gülümseten?..


bi de bugün çok sıcaktı.. gerçek bi sıcak.. her türlü duygu seli için bi şarkı yapmış adamlar.. bence bu küçücük bi mucize..


22 Temmuz 2010 Perşembe

bu yazının da başlığı onbinlerce l den oluşsun.. bildiğimiz "L"..

plaza insanı olmaya her geçen gün biraz daha yaklaşıyorum.. sabah sekiz buçuk akşam altı arası hissetmeye üşenen, iş çıkışında bu sefer mecali kalmayan, öğle yemeğinde bile iş konuşan, beyinleri küçük birer excel tablosuna dönüşen gariban insanlar.. bir de takım elbiseleriyle topuklu ayakkabıları olmasa nolurdu halleri..

ne oldu benim efil efil esen hayallerime.. bu kadar kırılmaya hayal mi dayanır ah güzel yüzlüm..

bu güzide şarkıda hala hayal kurabilenlere ve hayallerine gelsin.. umut fakirin ekmeği.. bunu hep söylüyorum..taym vil pruv evriting..

19 Temmuz 2010 Pazartesi

yazmaya başlıyorum.. saydırmaya sövdürmeye de başlamak istiyorum ama olmuyo.. neden ki acaba?çok yazmak istiyorum, uzun uzun yazmak istiyorum.. tüm bunları yazarken günlerdir beni emektar bilgisayarımı camdan attırmak için zorlayan, cart curt diye sürekli kopan bağlantım kopmasın istiyorum.. tüm bunları yazarken imkansız adamın bloğundaki şarkıları dinliyorum.. evet hala girip okuyorum.. garip bi zevk alıyorum bunu yaparken.. halbuse ne bok yazarsa yazsın sana ne di mi.. neden okursun ki.. zaten ayyaşın teki.. bi arkadaşıma anlattım olanları, ucundan kıyısından da okuttum yazdıklarını.. entellektüel abaza dedi.. önce mantıklı geldi.. bok atmalı sıfat tamlaması içime su serpti.. ama sonra düşündüm.. az şarap içtim çokça düşündüm.. içim elvermedi.. yok be dedim.. kötü birisi diil aslında.. sadece yalnızlığını takıntı haline getirmiş şair bozması bi adam.. bu da kötü gibi aslında.. ama ben buldum bu tanımı.. o yüzden söyleyebilirim.. hem onu önce ben gördüm, belki biraz sevdim.. överim de, yererim de.. çok istersem itin götüne bile sokar sokar çıkarırım.. kime ne ?

düşünmek yorar.. beynine karıncalar doldurur insanın.. beyin kıvrımlarına kurdukları küçük festival alanında, küçücük ayaklarıyla dans ederler.. bazıları şarhoş olur taşkınlık yaparlar.. aman küçücük karıncanın taşkınlığından nolucak deme, sırtının en ortasındaki yerin kaşınması gibidir.. beynimi kapı kirişine sürtücek halim yok ya.. iki tane genç karınca alandan uzak bi kıvrıma giderler.. oynaşırlar.. oğlan kızın orasını burasını mıncıklar falan.. görmezden geliyorum ama çok sık oluyo bu aralar.. eğer çok canımı sıkarlarsa kızın abisine söylicem, o kıvrımda bassın bunları.. kızın bacaklarını kırsın.. en az üç tanesini.. oğlanı da sağlam dövsün.. ağzı burnu kanasın..

çok düşünürken, ki burda gerçek anlamda düşünmekten bahsediyorum, yarın ne giysem acaba ya da saçımı kaç ton daha açtırırsam ikinci sınıf porno yıldızına benzerim tarzı bi düşünmek diil bahsettiğim şey, bi anda beynim sanki bomboş oluyo.. hani böyle bazen yürürken hiç beklemediğin bi anda dizin boşalır da düşücek gibi olursun ya işte aynen öyle.. o sırada biri adımı falan sorsa söyleyemeyebilirim belki.. keşke öyle bi anda biri adımı sorsa.. ama çok zor bi ihtimal bu.. genelde gecenin geç saatlerinde ve yalnızken düşünürüm çünkü.. düşündüklerimi anlayabilen biri olsun isterdim.. çok mu özelim ya da zeki.. tabii ki değilim dostum.. olsaydım emin ol anlardın..

sanırım ben takıntılı bi insanım.. evet kesinlikle öyleyim..

hayatta herşey olması gerektiği gibi olur.. buna dibine kadar inananlardanım.. evden çıkarken geç kalman gerekiyodur, o yüzden telefonunu unutursun.. o dersten kalmışsındır ama belki de geçmiş olsan ceo olamıcaktın.. ya da o adamı tanıman gerekiyodu o yüzden o gün o saçma maili attın.. bi nevi batırfılay efekt.. peki neden benim hayatımdaki şeyler hep yarım kalır.. kursağımda gurk diye.. ben miyim sebebi, yoksa böyle olması gerekiyo kuralı mı? bak yine aynı ağrıdan girdi alnımın sağ kaşıma yakın olan tarafına.. bi de bu var.. çok üzülünce aynı yere aynı şiddette bi ağrı saplanır.. zaten benim başım hiç ağrımaz.. alnımın sağ kaşıma yakın olan tarafı ağrır.. la la la la la laaaaaaa..

18 Temmuz 2010 Pazar

4 Temmuz 2010 Pazar

bir giderim ki şaşarsın..

"kimse beni sevmiyo, annemden nefret ediyorum, zaten hayat da boktan bişey" şeklinde emo kid triplerine girmedim.. ama fena sorguluyorum bu aralar ( vay canına, sonunda ).. yaşam nedir, neden yaşanılır? ego denen gremlinimsi küçük yaratık ilk başlarda son derece sevimliyken, sonra nolur da ruhu, bedeni, beyni parçalayıp çıkıp gitmek ister bünyeden? insan neden yazar ? yazan bi insanı bi zindana kapasak ( oda da olur ama zindan daha vurucu bi mekan.. soğuk ve nemli.. demir parmaklığı falan var.. ) kağıt, kalem vermesek.. ya da belki küçük, şirin bi netbook sahibidir, onu alırız elinden.. velhasıl o insan hiç yazamasa.. bi de yanında hiç okuyamasa.. film desen o zaten imkansız.. o yazan insan, yazmaya alışmış insan çıldırır mı? yoksa "yemişim ya yazıyı, mis gibiymiş kelimesiz hayat..hiç olmazsa kafam rahat.." mı der?

sosyal kelebeği feysbuk fotoğrafı altı yorumsuzluğuna, sevgili ünitesine bağlı yaşayanı saplığa, gece kuşlarını çıstak müziksizliğe ve votkaredbulsuzluğa, karşı balkondaki amcayı otuzyedi ekran televizyonsuzluğa, aşşaki komşu teyzeyi domestossuzluğa mahkum etsek ne kadar dayanabilirler.. bence bi süre sonra ölürler..

ben aslında son derece önemsizim.. sen de benim için önemsizsin.. seni en seven adam için de önemsizsin aslında.. en yakın arkaşın da senin için öyle.. sevgiline de fazla güvenme.. zaten her çift gün gelir ayrılır.. sevebildiğin kadar sevmeye bak.. ya da belki sevilmektir senin derdin.. artık neyse..

" aa yo hayır kendine değer vermelisin.. ayrıca insan etrafındakileri umursamalı.." diyo olabilirsin.. ya da biraz daha ileri gidip ellerimi avuçlarının içine alıp, yüzündeki sıçılası gülümsemenle gözlerini hafiften kısarak " tatlım, bu dünyadaki en değerli varlık sensin, sakın unutma bunu.." da demek istiyo olabilirsin.. hadi ordan..

ben küçük bi noktayım benim baktığım yerden.. görmesi, dinlemesi ve yapması gerekenler olan küçücük bi nokta.. gördükçe, dinledikçe, yaptıkça kocaman olacak o nokta..

manidar gibi bi şarkı..

28 Haziran 2010 Pazartesi

queen, göksel, türkan ve yılmaz morgül aynı satırlarda.. bu, dünyada bir ilk..

zopzor geçeceğe benzer bi haftaya kötü başlangıç.. hiç sevmedim bu durumu.. gerçi ay'ın konumundan kaynaklanıyormuşmuş bugünkü bunalımım.. ay düzelse venüs sapıtır zaten.. olmadı mars jüpiter'e ters açı yapar yine darlandırır beni.. keşke rezzan kiraz'la çok yakın arkadaş olsak.. çok çok yakın arkadaş olsak ama.. rezzan arasa mesela beni " bunaldım kahveye gel" dese.. sonra fal baksak birbirimize.. sonra bana "türkan şoray kirpiği" motifini öğretse..ya örgüydü ya da dantel, unuttum şimdi.. geçenlerde gecenin üçünde kenarın dilberi adlı türk filmi vardı kanallardan birinde.. yarım saat kadar izledim.. türkan şoray'ın göksel arsoy'dan yediği tokadın, hakaretin haddi hesabı yoktu.. koskoca türkan şoray kolay olunmuyo zaar.. ( fotoğraftaki sahneden hemen önce göksel türkan' a tokat atmış ve ardından pişman olmuş olabilir.. ya da birazdan uzun uzun, hüzünlü ve aynı zamanda az biraz cilveli konuşma yapılacak, göksel kızı öpmeye çalışıcak ama türkan istemeyince oğlan tokadı basıcak.. her türlü tokat var yani.. )

hani böyle çok az yanan çakmaklar oluyo.. hatta o kadar az yanıyo ki alevin turuncu yeri yok denecek kadar az, mavisi daha çok oluyo.. işte insan, sigara yakarken o çok az yanan, hatta kimi kimi yanmayan çakmağın o azıcık ateşini yakalayıp sigaradan bi nefes çekiyo da alev şöyle bi hafiften canlanıyo ya.. ben o anı çok seviyorum.. o boynu bükük emektar, cayır cayır yanan çakmaktan çok daha değerli benim için.. gözümde yeri bambaşkadır..

insan mutsuzken hüzünlü ağlamalı şarkı dinlememeli.. aslında "müzik camiasında insanlar çok ikiyüzlü, neden bana böyle yapıyolar, ahaağğhaaaaa" diye ağlayan yılmaz morgül gibi çok bağırmalı ağlasam açılırım.. hep içime atıyorum, ondan böyle oluyo..

25 Haziran 2010 Cuma

" ne istiyorsun? mutlu olmayı isteyemezsin, çünkü bu hem çok kolay, hem de çok sıkıcı.. yalnızca aşık olmayı isteyemezsin, çünkü bu olanaksız.. ne istiyorsun? hayatını doğrulamak, hayatını elden geldiğince yoğun yaşamak istiyorsun.. bu hem bir tuzak, hem de bir coşku kaynağı.. hem bu tehlikeye karşı uyanık olmaya, hem de aynaya yansıyan o imgenin ötesindeki kadın olmanın coşkusu ve serüvenini yaşamaya çalış.."

böyle yazar portobello cadısı' nın sayfalarından birinde..

ama ben ne istiyorum ?
peki ya daha ne istiyorum?

21 Haziran 2010 Pazartesi

müge'yi tanıyosam, çıkarır cebinden verir o parayı..

evden çıkıcam, az daha oyalanıyim de okulda sap gibi dolanmıyim dedim.. dünyadaki en şahane program olan "müge anlı'yla tatlı sert" i izliyorum.. kadının teki çıkmış, "şu şu adam beni internette evlenicem diye kandırdı, dokuzbin liramı da iç etti.." diye dert yanıyo.. bi de milletten medet umuyo.. bu kadın bankacı.. senetin bişeyin var mı diyo rahmi.. hayır, elden verdim diyo.. neden verdim kızım, sen okumuş bilinçli birisin diyo arif.. güvendim diyo.. bi de üstüne atar yapıyo arif'e.. gerçi ağzının payını aldı oturdu aşşaya..

yaşadığımız bugünde kadınlar evlenme vaadiyle hala dolandırılabiliyolarsa, paralarını hiç tanımadıkları heriflere çarptırabiliyolarsa vay anasını demekten başka çare yoktur.. ha sevgilindir, eşindir güvenirsin (!) verirsin adama, o da gider ruslarla yer.. bu adamın kendi özşerefsizliğidir, ki o konumda mağdursun.. ama sen iki günde tanıdığın, bi de üstüne internetten tanıdığın adama para kaptırıyosan, e be kızım salak değil de nesin ?!

20 Haziran 2010 Pazar

hayatı kaçırma, çünkü biten bişey..

-kitaplığını toparla

-okumadığın kitapları ayır

-iyi kötü demeden sıradan başla, hepsini oku

-çünkü yapıcak başka işin yok

-yarın okula adam gibi bi saatte git, kayıt işlerini hallet

-derslerine sıkı çalış

-ve artık bu okulu bitir

-çalış, para kazan, adam ol..

19 Haziran 2010 Cumartesi

seneler geçiyo, doğan büyüyo azizim..

yandaki fındığa kardeş geliyomuş.. bugün aldım muştulu haberi.. otobüste çığlık atmak adetim değildir ama oldu işte.. fotoğraf fındığımın minicik hallerinden.. şimdi kazık kadar oldu, 5 yaşının olgunluğunda.. ama bu yine de koca elin en sevdiğim tipi..

tabii en sağlıklısından, en sıhhatlisinden olsun ama bu seferki kız olsun isterim.. kız olsun, adını da rânâ koyalım..



ps: burberry 2011 ilkbahar/yaz erkek giyim defilesini kaçırmışım.. hem de canısım o kadar mail atmış bildirmiş bana.. milan'dan canlı yayınlanıcak, sakın kaçırma izle demiş.. tüh yaa..

bırak artık yakamı ekoseli..

şimdi soruyorum sana burberry.. neden sürekli bana ulaşmaya çalışıyosun ? indirimim var, yeni koleksiyonum var diyerek beni cezbetmeye çalışıyosun ama nafile.. ben senin müşteri kitlene ait değilim.. gerek maillerin, gerek mesajlarınla canımdan bezdirdin.. maili anlayabilirim ama telefonumu nerden biliyosun? zenginsin desen değilim, hadi farzedelim ki zenginim zaten almam o masa örtülerinden.. bi tane parfümüne sahibim, o da hediye..

istemiyorum seni burberry.. çık hayatımdan.. fotoğraftaki kadına git mesela.. sevdiğine değil, seni sevene git ekoseli, sonra üzülürsün..

17 Haziran 2010 Perşembe

honey i'm home..

iki gündür alarmı kurmuyorum güneş yüzüme vurup beni haşlayıncaya kadar uyuyim diye.. ama nedendir bilinmez sabahın körü zınk diye uyanıyorum.. günlerim huzursuz, gecelerim desen ondan daha beter.. düşünüyorum neyi düşündüğümü bilmeden.. gerekli gereksiz düşünüyorum.. koftiden mutluluklar yaratıyorum.. hevesimi alamadan, ne olduğumu anlayamadan pıf diye bitiveriyolar.. çürümüş bilinçaltım küçük salak oyunlar oynuyo bana rüyalarımda.. artık rüya da görmek istemiyorum.. yo dostum hayır kötümser değilim.. sadece arıyorum.. kim bilir belki belamı bulurum.. belki de bi bakmışım mevlamı..

dıgı dıgı dıg inspektır geecıt..

9 Haziran 2010 Çarşamba

ege kokusunu şişeleyin, eve götürücem..

ben sadece bodrum böyle kokar sanırdım.. meğer ege böyle kokarmış.. evet, ege kokusu diye bişey var..

çabuk yorulmam, çok uyumam ama uzun yolculuk beni yorar, bi de üstüne bu kadar saat uyutur.. işte tam da bu yüzden öğle vaktine bu kadar yaklaşmışken uyandım.. uyanınca kahve içmek isterim.. uzun yıllar niyork' da yaşadığım için değil, sevdiğim için.. bi de yanında sigaram varsa ekip tamam.. ( sanırım bunu laf olsun diye yazdım.. kahve varsa, sigara da vardır zaten.. ah tabii ki mutlaka dediğini duyar gibiyim.. )

velhasıl bu sefer ki sabah ritüelimi egeye karşı gerçekleştirmek sevindirdi beni.. bi de dün ilk kez karadut şarabı içtim..şekeri bol ama kokusu fantastik..

dün ilk kez baykuş gördüm balkonda otururken.. dün gece ne kadar da çok öttünüz bay kuş.. bu gece de bekleriz..


ps: daha çok yazmak istiyorum hatta ebru yaptım haftasonu onu anlatmak isterim ama "F" klavye bu kadarına izin veriyo.. başımı ağrıttı ağrıtacak.. yani demem o ki, bu kelimelerin her birinde emek var.. respect..

5 Haziran 2010 Cumartesi

her noktadan sonra uzun bir boşluk..

'gençken günler hızlı seneler yavaş geçer, yaşlanınca günler yavaş seneler hızlı geçer.' demişti hayatımda büyük önemi olan bir ilkokul öğretmenim, geçen doğumgünümde.. ne kadar doğru, ne kadar gerçek..

ama bu aralar günlerim çok yavaş geçiyor.. bu durum beni bunaltıyor, boğuyor.. fena halde canımı sıkıyor.. arafta olmak gibi sanki.. araf var mı dersen, düşünürüm..

geçmeyen zamanla savaşmayı şimdilik bırakıyorum.. zorla da olsa uyutuyorum kendimi.. varsın gün kazandığını düşünsün..

şimdiki zamanı r den mahrum etme farilya.. kiplere hakettikleri değeri ver.. noktadan sonra boşluk bırakmak da mühim tabii..

4 Haziran 2010 Cuma

merhaba ben farilya, nasıl yardımcı olabilirim ?

dün tüm gün sokaklardaydım.. kah gerekli evraksal işleri halletmek için olsun, kah arkadaşla iki lafın belini kırmak için olsun dolandım da dolandım.. sanırım güneş beynime geçti.. geçmedi adeta işledi..bi mide bulantısı, bi halsizlik zor attım kendimi eve.. ama ne kadar sefil halde olursam olayım asla kapanmayan algım yine performansının doruklarındaydı..

mağazanın tekindeyim, bakınıyorum öyle.. kadının biri telefonla konuşuyo.. meğersem yıllardır türlü bankaların, telefon şebekelerinin ve çağrı merkezine sahip olabilicecek tüm kuruluşların çağrı merkezinin kraliçesi o kadınmış..ses tonu, konuşma tarzı, soluksuz kurduğu cümleler ve bu cümlelerden sonra verdiği esler..herşeyiyle ete kemiğe bürünmüş bi çağrı merkezi kadınıydı.. şimdi tam anlatamadım gerçi.. kelimelerin kifayetsiz kaldığı andayım..

bugün hayatımda ilk kez adliyeye gidicem.. sabıka kaydı almaya çalışıcam.. umarım hemen alınabilen bişeydir.. yoksa çok moralim bozulucak gibi..


evden çıkmadan az dinliyim de neşem yerine gelsin..amaan avare hayat :)

2 Haziran 2010 Çarşamba

otobüs bir toplu taşıma aracıdır..

o kadar çok şey var ki aklımda, hangisini yazıyım, hangisini yazmıyim, yasarsam hangisini önce yazıyim hiç mi hiç bilmiyorum.. bir yerden başlarsam gelir heralde diyerek başlıyorum yazmaya ve evet arkadaşım içimi rahatlatmaya..

otobüsleri sevdiğimi daha önce yazılı ve sözlü olarak defalarca söyledim.. bi sürü farklı insan, hepsinin yüzünde bi sürü farklı düşüncenin yansıması bambaşka ifadeler.. otobüste kitap okumam, müzik dinlemem.. onları izlerim, bazen de dinlerim..tamam bunu seviyorum.. ama allahım soruyorum sana.. ben ne tür bi günah işledim de sevgilisiyle konuşan ne kadar kırmançi varsa kulağımın ta en dibine yerleştiriyosun.. daha önce burda bahsetmiştim ayşeyi ikna etmeye çalışan james dean çakmasından.. geçen gün bi tane daha denk geldi arka koltuğuma.. bambaşkaydı ve son derece yazılasıydı ama üstünden bişeyler geçti, yazmaya üşendim abiyi sonradan da..

bu abi de artık sözlüsü müdür, sevgilisi midir bilinmeyen kızı kapanmaya teşvik etmeye çabalıyodu.. hatta teşvik çok yanlış bi kelime.. resmen zorluyodu.. kolaysa kapanmasındı.. bunda ne vardı utanılıcak.. kapanmanın nesi ayıptı.. hem o , ona para verirdi (!) kız da gider kendine renk renk başörtüsü alırdı.. kıyafetine göre takardı.. ama o abi ne kadar da iyi niyetliydi.. kıza pantalon giyme demiyodu.. sadece giydiği zaman üzerine kıçını başını örtücek uzun bişeyler giymesini rica ediyodu.. çünkü o kıskançtı, adam gibi adamdı, aslan parçasıydı, sonra allah muhafazaydı gözü dönerdi.. "sen daha dinle o arkadaşını, ben diyorum sana yapıcaksın!!" bu gibi cümleler de ziyadesiyle havada uçuştu.. ben otobüsten inerken hala konuşuyodu.. saçları, hayatı boyunca sadece kocasının (!) isteği yüzünden istemediği hatta utandığı renk renk başörtülerinin altında kalıcak kız da onu dinliyodu.. burdan şıpsevdi metin yazarlarına sesleniyorum.. aşk bazen renk renk başörtüsüdür.. yazın bunu sakızların içine..

ama ne var ki dün, tıpkı çakma james dean gibi kulağımın tam dibinde güle tıksıra konuşan dünyalar güzelim bi başbaşkaydı.. allahım onlar ne küfürler, nasıl bi jargon, nasıl bi insan.. kızın arada kikirdeyen sesini duymasam sevgilisiyle konuştuğuna asla inanmam.. bu olayın tamamını anlatmaya yüreğim dayanmıycak, o yüzden sevgili kırmançimizin cümlelerinden seçmeler yazıyorum alt kısma bikaç tane.. eminim fikir verecektir..

* lan var ya resmen içime doğdu, dedim bu çıkmıştır bi arayım da yalnız yürümesin durağa..

*yok be kızım, sıcaklardan herkes öyle..yoksa sen raaağad ol güzelim..

*lan var ya ben de çok heycanlıyım nasıl olucak acaba? ( burda neyin nolucanı ölesiye merak etmedim desem yalan :)

* sen de bol buldun tabi sür orana burana..( bik bik bik kız sesi ) yok yeeaa ne çekinicem kime ne..konuş sen konuş raaağad ol (yine mi?! )

* kapı açılınca rüzgar vuruyu ya, hoşuma gidiyo..( burda yine bik bik kız..) ahahehaha ( böğürtülü gül ) sen bilecen başka ne hoşuma gidiyo ( ve farilya dumur..)

adam sessiz falan da konuşmuyo bu arada.. bildiğin böğürerek, tükürükler saçarak, kahkahalar patlatarak konuşuyo.. sonra bi ara kapıya gitti bu ( rüzgar vuruyu ya cümlesi sıralarında ), artık kapıyı nasıl parsellediyse teyzenin biri geçemedi inerken bağırdı buna..resmen kadını dövmekten beter etti it.. bak sinirlendim şimdi yine hatırlayınca.. ama bunlardan var.. onlarla yaşamasını öğrenmeliyiz, yanlarına beş metreden fazla yaklaşmamalıyız.. aslında son derece hümanistim ama bu herif ve bunun gibiler bambaşka vakalar.. aman diyim..

aslında hep böyle şeyler olmuyo.. bi keresinde dokuz yaşlarında bi çocuk anne ve babası tarafından otobüste unutuldu.. her ne kadar çocuk için travmatik olsa da komikti epey.. kadın son anda farketmese (!) çocuklarının yanlarında olmadığını basıp gidicektik baya baya.. o zaman komik olmazdı ama üzülürdüm çocuk için..

mesela yine dün çok çok güzel bi şey oldu.. kırmançili olan akşam otobüsündeydi.. bu olaysa sabah bindiğim kartal -kadıköy otobüsünde başıma geldi.. iyi ki de geldi..

maltepe durağında iki kişiydik zaten.. ama o dakikalarda duraktaki yaşlı amca benim için herhangi yaşlı bi amcaydı.. sonra otobüs geldi.. kalabalık sayılabilecek otobüse amca önce bindi ben de arkasından.. sonra birisi yer verdi amcaya.. ben de tam yanında ayakta durdum.. zar zor cebinden akbilini çıkardı.. " rica etsem şunu basabilir misiniz hanımefendi?" dedi son derece kibar bi şekilde.. bastım ben de.. "thank you very much.." dedi muzip gülümseyerek.. rica ederim dedim güldüm ben de.. sonra amca yanında ki kadınla konuşmaya başladı.. "önceden kadınların bembeyaz bileklerinde altın bilezikler olurdu.. şimdi kimse korkudan takamıyo.." dedi.. sonra birden fahriye abla şiirini okumaya başladı ezberinden.. ben dahil etrafındaki herkes amcayı dinledik sessizce.. sonra bitirdi şiiri.. "kimdir bu şiirin şairi?" diye sordu ortaya.. bi kadın ahmet muhip dıranas dedi.." bravo, bravo.." dedi amca "aranızda adı fahriye olan var mı?".. sonra daha bi keyiflendi.. bi de otuzbeş yaş şiirini okudu.. gözleri bi hüzünlenir gibi oldu.. sonra bana bakmaya başladı.. bana bakıyodu ama sanki bana bakmıyodu gibi de.. "yaş seksenbeş, yolun sonu eder" dedi güldü.. ben de güldüm.. ama içim bi burkuldu sanki..

böyle zamanlarda anlıyorum işte.. yaşadığımız anların hiçbirisi baki değil.. hepsi gelicek, geçicek.. ve bu anlar üstüste binicek binicek ve bi bakmışız ki yaş bilmemkaç olmuş.. benim de yaşım gün gelicek bilmemkaç olucak.. işte o zaman "ne kadar çabuk geçmiş bu yıllar?" değil "ne güzel geçmiş bu yıllar?" demek istiyorum.. bütün çabam bu.. yoksa gözüm yükseklerde değil..

sonra bi kaç kadına daha çapkın çapkın laf attı amca.. yine bana döndü.. "yeni nesil ne kadar uzadı böyle, benim ufak kız da senin gibi.." dedi yine muzip muzip gülümseyerek.. ben de güldüm..



nasıl ki bütün bi yazı dondurma ve karpuz yiyerek geçirebilirsem, yine bütün bi yazı gotan project dinleyerek geçirebilirim..

epoca bitanemdir ama bu daha güzel.. en güzel..

31 Mayıs 2010 Pazartesi

bugün penceremin altında çılgınlar gibi bağırarak, hatta hormon değişikliği başlangıcıyla cortlayan sesleriyle böğürerek top oynayan bir avuç çocuğu, yaşlı ve huysuz teyzeler gibi azarlamadıysam, yanlarındaki oyuna alınmayan altı yaşlarındaki, dünya tatlısı miniğin hatrınadır..


ben zaten kimseyi azarlamam..sırf içlerindeki kaldırımın kenarına oturmuş, top oynamak için can atan, kocaman gözlü küçük çocuk üzülmesin diye..



*bu yazının da sesi gracias a la vida olsun..ama mutlaka yasmin levy söylesin..o kadar uğraşıp da koyduğum müziksel şeyler meğersem çalışmıyomuş..yemişim müzikseli..bana bişey olmasın..

bi gün..

bi yerlerde benim görmediğim ama beni gören bi seth var..bi gün ben pencerede sigara içerken burun buruna gelicez ve ben ona nerden, nasıl ve neden geldiğini sormıycam..o seth ki armudun tadını değil, benim armuttan aldığım tadı merak edicek..bu bi gün olucak..

hasır şapka..

kışın soğuktan, yazın sıcaktan korur..iyi ki almışım seni..

28 Mayıs 2010 Cuma

yumoş bile dünyayı geziyo..

bu aralar tetrise sardım yine yeniden..ne zaman açsam facebook daki tetris kısmını, yan tarafta bu reklamımsı şeyi görüyorum.."yumoş dünyayı geziyo.."..tıkladım baktım, cezbetmedi doğrusu..ama mevzu bu değil..mevzu, melek yüzlü iblis yumoş'un her defasında o çakal gülümsemesiyle yarama tuz basması..

ben de gezmek istiyorum dünyayı..gerçi düşündüğün zaman koskoca dünya bu, nasıl gezilecek? dünyayı gezemesem bile azıcık avrupa, biraz uzakdoğu, araya mısır filan ve son olarak çok gerekli olmasa da minnacık bi amerika parçası görmek isterim bu ahir ömrümde..hadi şimdi kendime ait bi param yok gezemiyorum..para kazanmaya başlayınca da farklı olmaz sanırım..onbeş günlük senelik izinde nereyi geziyosun derler adama..


i found my love in portofino
cümlesini ömründe duymamış bi arkadaşım geçen yaz italya'ya gitmişti "yaz tatili" için, çok bozulmuştum..


ps: haftasonu karfurda karpuz 0.79, b.piliç 3.6, çipura adet 2.9, çotanak fındık yağı 13.9, prima jumbo 17.5 ve son olarak da spider bisiklet 99.9.. bu fırsatları kaçırmayın derim..mesela ben çotanak fındık yağı için deliriyodum, hemen koşucam karfura tükenmeden alıcam..heyecan içerisinde telefonun gözünün içine bakarken birden mesaj geliyo..ve sonuç çotanak fındık yağı..böyle mesajlar görünce sinir krizi geçiresim geliyo..eminim yalnız değilim bu konuda..eğer benim gibi hissedenler varsa toplanalım ağız göz dalalım bu adamlara..şiddet uygulamasak bile en azından üzelim, canlarını sıkalım..off..

*karşı apartmandaki ehlikeyf amca balkon sezonunu açtığına göre yaz geldi demektir :)

26 Mayıs 2010 Çarşamba

o gün karaköy-kadıköy seferini yapan herhangi bi motordayken, dünya üzerindeki herhangi bi kule olan galata daha bi başka gözüktü sanki gözüme..

o halde sorarım..bakılan mıdır, yoksa bakan mı ?

24 Mayıs 2010 Pazartesi

tıko problemo..

dün sinirimden, sıkıntımdan yedim de yedim..benim bünyem böyle..can sıkıntılı olunca aradaki farkı yemek yiyerek kapatmaya çalışıyo..bugün sövünce rahatladım, detoksumsu bişi yapıyim dedim..kabak haşlamalısından, yeşil çaylısından..baktım iyi gidiyorum, hadi dedim farilya böğürtlenli, fantastik ve son derece orgazmik dondurmadan yemeyi hakettin.. ( yanında verilen aşkına bedava adı altındaki dandirik korneti yemedim, yemem..) sigaram da bitmişti, bahanesi oldu..üşendim önce ama damarlarımdaki asil mi asil kan, nikotin diye diye akmaya başlamadan önce gideyim dedim..

bakkalla market arası bi yer var apartmanın karşısında..normalde geçirtken fiyatları yüzünden asla uğramam..ancak sigara dondurma gibi sabit fiyatlı şeyleri alırım ordan..neyse gittim işte..bakkal kadın ritüeli bozmamaya yemin etmiş olucak ki artık ezberlediğim cümleyi söyledi.. " sen kilo mu aldın ya? ne güzel bi ara incecik olmuştun.." he dedim aldım, işte sınavlar, okul mokul naparsın..o hep yanı cümleyi söylüyo ben de kilom hemen hemen aynı olmasına rağmen hep aynı cevabı veriyorum..ayrıca ben hiçbi zaman "incecik" olmadım..

buraya kadar alışılageldik bi diyalog bu..sonra bakkal kadın bana sır verir gibi zayıflamak için kullandığı ilacı anlatmaya başladı..yaklaşık onbeş dakika esir etti beni..bu arada ara ara laf sokuyo, ara ara iltifat ediyo.."ne güzel yüzün var..bi beş kilo versen yüzün gözün açılıcak (!).." , "zaten göbek kısmında senin toplanma, en kolay ordan verirsin.." mutlu mu oluyim, bunalıma mı giriyim anlamadım..o konuşurken kah ara ara dondurma alıcam demeye çalışıyorum, (ilk heceden sonrasını kurabilenin alnını karışlarım..), kah dondurma dolabına uzanmaya çalışıyorum ancak her defasında kontrataklarla püskürtülüyorum..sonunda pes ettim, kendi haline bıraktım ki konuşması bitsin..
e kadın bişey anlatıyo neticede öküzün trene bakan hali gibi de dinlenmez..arada ben de bişiler söylüyorum..bi ara bi zararı falan olmasın, malum bak kaç tane ilaç yasaklandı dedim..ben üç gündür kullanıyorum, tıko problemo dedi..pekala o zamaaan, ben bi böğürtlenli alıyim dedim..ben parayı öderken, "akşamları beraber yürüyüşe çıkalım sekiz buçuk gibi, ama ben dizilerimin olduğu akşam daha erken çıkıyorum.." gibi bişeyler söylüyodu..koşarak uzaklaştım..

ps: saçım ortalama on yıkama sonrasının en güzel tonunda şu an..keşke hep böyle kalsa..yeniden kızıl olmak bile mutlu olmak için yetmeli bence :)

23 Mayıs 2010 Pazar

ne kadar da güzel bir pazar günüymüş bu yarab..

içim daraldı evde otur otur..pazar günü ders çalışmaya çalışmak ne kadar da sinir bozucuymuş..sonuç kocaman bi hiç olunca daha da bi canı sıkılıyo insanın..

kendimi iyi hissetmek istediğim zaman dün gördüğüm hamileliğinin son demlerini yaşayan kadını hatırlıyorum yüzüm gülüyo..insan hamile olunca bi de üstüne canı fena halde çekince yemyeşil dutları ham ham lüpletebiliyomuş demek ki..garibim zar zor uzanıyodu bi de dallara :)

bugünün de nartanesi cantanesi bu olsun istedim..dinleyene..

21 Mayıs 2010 Cuma

sizi aşka inandıran aşk öldü..
öldü de gömüldü..

halil sezai demiş..gecenin bu saatinde duyunca kanıma dokundu..bi de güzel söylüyo ki allahsız..

düşünmemem lazım..uyumam lazım..zerresi yok gözümde..

20 Mayıs 2010 Perşembe

çilekli küpem varmış ama heyhat..

bak dostum, çok inanmıycaksın bu hayatta..öğrenemedin mi hala?. inanırsan olmaz..aslında olmıycaksa zaten olmaz ama sen inanırsan hayalkırıklıklarının en güzelini beğenir alırsın kendine..bu sefer oturmıycam, paket olsun benimkisi..

yine de hayat güzeldir dostum..yürü bakalım..


yürüyelim..


17 Mayıs 2010 Pazartesi

etietieti..
















"bir sormacam var balalar, gaydi gaptır gaptır
çaya gaamaltıya gatar, dimeli nedir nedir
miskimit denince ahla, tamam şindi gaptım
heman onun adı düşer, eti eti eti."

hastasıydım bu reklamın..sözlükte gezinirken azerice versiyonunu buldum..geçen gün de dove sabunun kutusunun arkadasında azerice yazan yeri " bakın bakın kızlar ne okucam size, ehe mehe!!" diye diye büyük bi şevkle, büyük bi mutlulukla otuz kere falan okudum..nefret ettiler büyük ihtimalle benden..

azerice bişi duydum mu bi gülesim geliyo benim..ama öyle dalga geçmek gibi değil..dalga geçicek olsam ingiliz aksanlı ingilizceyle dalga geçerim..seviyorum ben azericeyi :)

ps: ayrıca da brovniymiş, intensmiş yalan bana..beni en çok şaşırtan eti, içine karamel sıkılmış olan topkektir..ilk gördüğümde baya baya küçüktüm..çıldırıcak gibi olmuştum :)

14 Mayıs 2010 Cuma

hiçbir şeyden nefret etmem 12 punto times new romandan ettiğim kadar..

on gün süresi olan ödevi son yirmi saate bırakan kendi öz benliğimi tebrik etmek istiyorum..hiç bitmiycek sandım bi ara..hatta yarısından sonra "yeea yemişim ödevi, finalde hallederim nasıl olsa.." şeklinde bas bas bağıran iç sesim yüzünden bırakmayı bile düşündüm..ama vicdanımın sesini dinleyip büyük bi dirayetle devam ettim..aslında vicdan falan palavra..yemedi..o organ böyle bişey yemeyince adamı kepaze edebiliyo..
her sigara kullanan insan gibi, darlandıkça yaktım bi sigara..ama çok sık darlandım öyle böyle değil..onbeş dakikada bir darlandım diyebilirim..beynim akademik makale, ciğerlerimse kaskara duman içinde şu an..bi de öksürttü ki adı batasıca..bu sefer fena..
can tanem hocam format vermiş.. 12 puntoyla yazılıcak times new romandan gayrısı olmıcak diye..yazıyorum yazıyorum "önizle" diyorum ( ki önizle bi bok yapmayan okullunun "du bakıyim ne yapmışım? bi moralim düzelsin.." şeklinde beş dakikada bir baktığı yerdir..ya da ben mi öyleyim aceba sadece?..) bi bakmışım bi arpa boyu yol gitmişim..

neyse işte sevgili okuyan böyle böyle beş sayfalık ödevi az önce bitirdim..ama bu arada ben de bittim bi nebze..nasıl bi beyin yumurcaklanması yaşadıysam artık, az önce annem aradı..sorduğu soruları algılayamadım..algıladım sanıp akım derken bokum dedim..bi de iki gündür dizlerim ağrıyo..yorgunluğun dize vurmasıdır belki de..

burda satırlarıma son verirken micheal porter a seslenmek istiyorum..evlen benimle gülcemaline kurban olduğum!!..bütün gün evde oturup five force model konuşalım..

11 Mayıs 2010 Salı

leningradskoye optiko mechanichesckoye obyedinenie

ben çok anlamam bu işlerden.. fotoğraf çekmek fotoğraf çekmekten ibaret benim için..mutlu ve anlamlı anlarımızı ölümsüzleştirelim ,baktıkça hatırlarız yeter..
ayrıca bütün makineler de aynı amaca hizmet ediyo bana göre..kimisi daha bi güzel çekiyo o ayrı..
ama bi makine var ki sevenlerinin gözünde bambaşka..adeta bi efsane, bi kült, bi prenses..hatta sevenleri yok fanatikleri var..
lomo..
eminim tek yeteneği diildir ama sanırım en gözde özelliği dört kareden oluşan fotoğraflar çekmesi..
lomoyla çekilmiş fotoğraflara bakıyorum bakıyorum ve birçoğunda tek görebildiğim birbirinin hemen hemen aynısı dört tane fotoğraf..arada santimetrik nüanslar var sadece..sonra biraz daha bakıyorum yine neredeyse aynı dört fotoğraf yanyana..
mutlaka bi olayı vardır bu makinenin ve mutlaka ben cahilimdir, anlamıyorumdur bu mevzudan ama ne biliyim çok da dalgalı dümenli bişey diil gibi..bi bilen varsa desin bana?
at gözlüklerimi çıkarmanın zamanı gelmiştir belki de..


ps: dost bir insan da edinmiş bu makineden..görünce aklıma geldi yazıyım dedim..ama o sever zaten fotoğraf çekmeyi, ucundan kıyısından anlar da..güle güle kullansın işallah..

sonradan gelen ps: az önce ilgili resim ararken baktım da, baya sağlam fotoğraflar da çekilmiş hani..yiğidi öldürsem de hakkını yemem :)

8 Mayıs 2010 Cumartesi

ego mu bu içine tükürdüğüm yoksa kader mi?

bi darlandım bi fenalandım..içim daraldı sanki..karabasanları mı geldim aceba yarebbim?? az önce bi yandan böğürtlen diskli (!) kornetto yerken bi yandan da skin dinledim..bi yandan endorfinim tavan yapmışken öte yandan böyle bi hüzünlendim bi mahsunlaştım..kahırlardan kahır beğendim..enteresan ve tanımlanamaz duygu şelalerinde yuvarlanmak isteyenlere şiddetle tavsiye ederim..
dilersen sana da ucundan kıyısından tattırabilirim bu duyguyu sevgili okuyan..ama asla gerçeği gibi olmaz ancak fikir edindirebilir.. ( resme bakarak şarkıyı dinleyiniz..)

sanırım böyle giderse yakında kadıköydeki pazar çantalı teyze gibi olucam.. o da çat diye gelmedi o hale..kimbilir nasıl yavaş yavaş delirttiler kadını..




ps: beşli halley satılıyo bazı marketlerde..gördüğün an koşarak uzaklaş..ya da hadi diyelim o muhteşem cazibeye yenik düştün aldın..asla bi taneden fazla yeme..bu önemli bi uyarı..

ikinci en önemli ps: bu fotoğrafı tolga isimli adamcazın friendfeed inden çaldım..helal etsin..

6 Mayıs 2010 Perşembe

aslında kötü bi insan sayılmam..

yaklaşık bir saattir kütüphanedeyim..bütün arkadaşlar derste..aslında benim de derste olmam gerekiyodu ama hoca dersi iptal ettiği için üç saatlik kabus dolu bi bekleyiş başladı..sigara içtim önce..sonra gazete okudum..baya okudum, ilanları falan..sonra sigara içtim..sonra bişiler yedim..sonra sigara içtim sonra da kütüphaneye geldim..kitap falan okuyim dedim toplayamadım kendimi..dedim ben de madem iki internete giriyim de az blog okuyim , haberleri okumiyim resimlerine falan bakıyim.

neyse efendim geldim bilgisayarlı kısmı okulumun canım öğrencileri parsellemişler adeta bütün bilgisayarları çata çuta adev yapıyolar..afra tafra da yapamıyorum tabi zira benimkisi öylesine bi heves ama onlar mezun olucaklar.iki tanesi boştu biri kapalı biri açık..ben de önce her çakal insan gibi açığa oturdum..kapalıysa diğeri kesin bozuktur ya da bi bokluk vardır çalışmıyodur diye..sonra açık olan çalışmadı hata verdi bişiler yaptı..ben çok anlamıyorum bu işlerden..sonra ben de kapalıya geçtim..açtım aslanlar gibi haldır haldır çalışıyo..bi de hızlı bi de hızlı..

sonra bi iki dakika sonra bi çocuk geldi..bi havalar bi bişiler üzerinde..geldi çat çat kitaplarını koydu..enter a son derece güvenli çatlarla bastı..ama açık bilgisayardan beklediğini alamayınca sinirlendi cık cık off gibi sesler çıkardı sonra bana baktı..hiç bişi yapmadan blog okuyan kızdan nefret etti çok ödevli çocuk..

sonra ben bi oyun buldum..bi sürü adam geldi vasat, havadar, ukala, inek, alternatif, acelesi olan ve daha bir sürü bir sürü sıfatı olan..ama açık bilgisayar hepsini tek tek harcadı..ben de hiçbirisine aa bozuk o oturma demedim..onları izlerken hem eğlendim hem de öğrendim..

küçük şeylerle mutlu olabildiğim gibi küçük heyecanlarla da eğlenebiliyorum..kütüphaneler enteresan yerler..

tam ben bu yazıyı bitirirken bi kurban daha oturdu açığın önüne..açık bilgisayar ve ben bu kütüphanenin kral ve kraliçesiyiz..

3 Mayıs 2010 Pazartesi

amin..

sigarasızlık ne fena..ondan daha da fenası dışarı çıkıp almaya üşenen bünye..bunun psikolojideki adı ne acaba? muhtaçsın ama edinme yetine karşı koyuyosun..kızıl kıç sendromu olabilir mesela..

allah kimseyi böyle şeylerle imtihan etmesin..

24 Nisan 2010 Cumartesi

artık..














güzel şeyler oluyo..
daha da güzelleri olucak..
en güzelleri olucak..
ben kötülere bakıp gülücem..
kötüler geride kaldı...
nasırlarımı söktüm en dibinden..
artık kalbim bir bebeğin poposu kadar pürüzsüz ve yumuşak..


21 Nisan 2010 Çarşamba

yarım kollu atletin engellediği aşk için isyan eder bu yürek..

kuşların cıvıldadığı, aşıkların elele dolandığı, heryerin rengarenklendiği şu güzel nisan gününde ben salya sümük ateşli mateşli bi gribe tutulmuş durumdayım..burun kenarlarım kauçuk kıvamını çoktan aldı bile..hayır anlamadığım şey bu kadar sümük nerden çıkıyo arkadaş..sümük üreten dokumu aldırmak istiyorum..

okula gitmek için giyindim ayakkabıya kadar..sonraa "öff yeeaa ne gitçem zaten hastayım,ya mendile ulaşamadan hapşurursam rezil olurum..zaten bu halde ders mers almaz kafam" diye vazgeçirdim kendimi..ve bunu sabah 9 ve öğlen 12 olmak üzere iki kere yaptım..nasıl bi meretmişsin sen a grip..can grip canan grip..kaşları keman sevgisi yaman grip..sevme ulan artık beni..

neyse sevgli okuyan..ben de dedim ki madem evdeyim en gereksiz işlerle uğraşıyım..mynet in falan galerilerine girip lady gaga rihanna biraz da bikinili hatun fotoğrafı baktım..hep fotoşop ama ben sana söliyim..öyle kadın mı olur?! sonra az şarkı indiriyim de canım sıkıldımıydı dinlerim dedim..öyle 80ler 90lar bişeyler indirdim..sonra en sevdiğim 4 tanesine karar verdim..işte farilya nın en sevdiği eskisel dans etmelik şarkılar,


mr.president - coco jambo

alphaville - big in japan
ace of base - all that she wants
the human league - dont you want me


ben bugün hep bunları dinliycem..arada da mynet in hürriyetin galerilerine bakıcam..bütün erkeklerin biraz emrah, bütün kadınlarınsa bi parça seren serengil olduğu bi dünya da yaşamak istiyorum..

bak güllüme ne de güzel yakışmış leoparlı gibi kazağı..gül cemaline kurban olduğum..söyle de abilerin ablaların duysun ne güzel söylediğini..

*ceren'e :)

4 Nisan 2010 Pazar

jera söyledi..hasata az kalmış..

cerenle yürüyoruz kadıköy rıhtıma doğru..siyah şalvarlı, takkeli, boynunda puşi bi amca oturmuş kaldırım kenarına, kitap okuyo..ama ben biliyorum bu adamı..bi kere daha görmüştük kadıköy'de o zaman ceren anlatmıştı bana..aslında bu amca bizim okulun hazırlığında öğretim görevlisiymiş..ingiliz..bi gün düzen karşıtı bi yürüyüş çıkıyo büyük çoğunluğu apolitik olan okulda..bu amca da en önlerde bi pankart açıyo..pankartta yazan şeyler "bu güzel ülkenin güzel insanlarına hakettiklerini verin.." kıvamında..zaten protest bi imajı var adamın..sonra noluyosa oluyo işlerine gelmeyince kapının önüne koyuveriyolar adamcağızı..tek yaptığı şey bizim ülkemizde bizi savunmak..işin bu kısmı ayrı utanç verici..yazmak istemiyorum bile bu mevzularda..neyse biz önce bi yürüdük geçtik yanından sonra ben bi daha döndüm baktım..amcanın ( yazının devamında steve olsun adı.) yanında üstünde garip şekiller olan taşlar var..siyah bi örtünün üstüne dizmiş..fal 1 lira yazıyo..ceren dedim gel bakalım neymiş..o sırada baktık steve in yanında bi adam gelmiş..böyle bildiğin yurdum hanzosu bi tip..işte steve anlatıyo yarım yamalak türkçesiyle..niyet tut, bi taş seç 10 dan 29 e bi sayı tut falan..ama şöyle bi mevzu var ki çıkan taşın anlamını fal baktıran kişi okumalı.bunun da gayet basit bi sebebi var..adamın türkçesi çok yeterli değil, sadece anlaşılıcak kadar..o yüzden de taşların anlamlarını dosyalamış..hangisi çıkarsa alıyosun okuyosun..hanzo böyle bi abuk subuk konuşmaya başladı.." ben okucaksam ne anladım o zaman ben sana elli kuruş veriyim.." falan diyo ağzını yaya yaya, suratında gerzek bi sırıtmayla..steve sinirlendi böyle olunca ama adamın siniri bile bi garip..gülümseyerek sinirlenen insan da görmüş oldum bu ahir ömrümde..ver tamam ok istemiyorum falan dedi çekti hanzonun elinden dosyayı..buraya kadar izliyorum ben..sonra hanzo bir lirayı steve in önüne attı ki dilenciye öyle para fırlatmazsın öyle bi şekil..ben burda dayanamadım artık girdim mevzuya.."bu yaptığınız gerçek bi saygısızlık ama" gibi bi cümle kurdum..ki insan olana kurulur o cümle ama hanzo yine gevrek sırıtışıyla "senden mi öğrenecem saygıyı" gibilerden bişeyler geveledi..derken ceren girdi mevzuya..falan filan neyse işte böyle bağrıştık karşılıklı..sonra uzatmıyim işte defoldu gitti it..elim ayağım titredi sinirden..steve sakin ol bak ben sakinim diyo ve huşu içinde gülümsüyo falan..bi garip bi ortamdı..

önemli olan burdan sonrası..it gittikten sonra biz başladık steve le konuşmaya..dedim nası oluyo bu iş..nedir..nasıl yapılır..anlattı bize de..niyetimi geçirdim aklımdan..bi taş gösterdim..sonra aklımdan geçen sayıyı söyledim..tuttuğum taştan itibaren saydı taşları steve..jera..pozitif taş..hasat taşı..sonra verdi bana dosyayı okudum..aklımda kaldığı kadarıyla şöyle bişeylerdi..bu zamana kadar ekinlerini ektin..büyümesini bekledin..hasat zamanına az kaldı..sabırlı ol..yarı yolda bırakma ve acele etme..zamanı geldiğinde bereketli bi hasat olucak..şöyle söyleyebilirim sevgili okuyan..gerçek anlamıyla kafamdan geçen şeye cuk diye oturdu..( cerenle mevzuyu kritik ederken sordum..onunki de başarılıymış..) hadi herşeyi geçtim..mevzu niyettir..fal bahanedir..taşların kerameti vardır..ya da düzmecedir..olay bu değil..o andan itibaren sanki devasa bi enerjiyle kaplandı bütün zihnim ve bedenim..böyle bi aptal oldum..artık sebep steve in akıl almaz pozitifliği ve gülümsemesi mi yoksa işin harbiden tinsel bi boyutu var mı bilmiyorum..ama gerçekten etkileyiciydi..

ps: sonradan baktım araştırdım falan rune taşlarıymış..geleceği ve merak edileni haber veren kahin taşlarmış..daha çok şey bilmek için buraya ya da buraya bakın derim..


bu postun şarkısı da bu olsun..





( valentayn ya hep valentayn..ha paşama ha ağama..gözünü yediğim valentayn!! o kadar uğraş sonra valentayn..)

29 Mart 2010 Pazartesi

ödülüm varmış da haberim yokmuş..

bayadır girmiyodum blogmuş facebookmuş..bu sabah en lanet hallerimden biriyle bi bakınıyim dedim..bi de baktım ki ödüllendirilmişim..tek gözüm kapalı okuduğumdan bi algılayamadım önce..sonra bi mutlu oldum, bi sevindim..ecehan beni yaratıcı bulmuş, bi de ödüle layık görmüş..biliyodum işte, ben kuru kuru işletme okuyacak adam diilim ama hayat denen rüzgar insanı nereye atıcanı bilemiyo bazen saçmalıyo böyle..çok teşekkür ederim ecehan bu leş sabahta bi nebze gülümsettin beni..



ps: rötar için özürlerimi de bir borç bildim..bi de rüyamda salyangoza boğuldum bütün gece..bunca senedir nefret ettiğim (çocukken bana korkunç bi travma yaşattı dev bi tanesi ) , yağmur yağdığında sokakta parmak ucunda yürümeme sebep olan sümük meğersem rüyada görülünce başarı, aşk ve para demekmiş..yüce yaradanım sen nelere kadirsin..

27 Şubat 2010 Cumartesi

now i'm trying it another way..


bu aralar sık dinlediğim şarkılardan biridir..söyleyen kızcağız da pek bi şirin..neden diye soran hatunun içindeki ergenin dile gelmesi denilebilir..ama güzel..

26 Şubat 2010 Cuma

AÇIK RADYO, 94.9

şu anda bu satırları yazmak yerine senem hoca'nın ödevini yapmam gerekiyo aslında (zira deadline çoktan geçti, yalvar yakar cuma akşamına kadar ek süre aldım, o akşam bu akşam..) ama ansızın bastıran şiddetli grip yüzünden "China and the Beijing Consensus: An Alternative Model for Development" başlıklı makaleye ne yazık ki tam anlamıyla adapte olamıyorum..Çin de bilhassa Pekin de yaşayan cefakar gönül dostlarına garezim olduğundan değil asla..burnum durmamacasına akıyo ve alnımın tam ortasındaki doku, kas neyse artık o bölge hunharca zonkluyo..hapşurmaktan gözümde yaş, öksürmekten boğazımda derman kalmadı..işte tam da bu sebeplerden dolayı ilk paragraftan sonra bağlantı kopuyo bende sonra hadi yine en baştan..ama kesin yarın yapıcam ödevi..artık kabul edilmezse de kısmet..


(aslında bu post daha ziyade müziksel olucaktı ama yukardaki küçük çaplı günah çıkartmaya vicdanımın ihtiyacı var ..)


gelelim asıl mevzuya..yeni bi radyo keşfettim..açık radyo..belki de bi sürü insan biliyodur da ben yeni farkına varmışımdır..eğer yok ben duymadım diyosanız, bi dinleyin bence..tam benlik, çok sevdim..aslında bi sürü şey söylemek istiyorum haklarında ama mecalim yok cümle kurmaya.. o yüzden kolay yolu seçiyorum ve bu postu okuyan nadide insanları siteye yönlendiriyorum..bol bol okuyun, dinleyin diye..haydi hayırlı geceler..bu arada allah kimseyi zonklamalı griple imtihan etmesin..amiin..




22 Şubat 2010 Pazartesi

babasız kızlar balosu..



bu davette topugunuzun ya da kanadınızın
biri kırık olmalı
bu şartı yerine getirmeyenler
kırık ön dişler ya da deşik ciğerlerle de
katılabilirler.

uzun hazırlıklardan geçtik biz
uzakdiyarlara uçtuk: başka çaremiz yoktu
babasız kızlar korosu:
babamız bizi sevmedi
çirkiniz! çirkiniz!
zır deliyiz. güzeller güzeli şüphe
kır kalbimi, alışığım ben
yeşil gözleri babamın: gözleri zehirli yosunlardandır
ince ince proje dokur, gürcü soğuk ve mağrur
babamı hiç görmedim - ki onca yıldır

bu baloya davetli kızlar
babalarının cenazesinde bulunmayacaklar

niye seveyim seni
babalarının terk ettiği kızlar, kötülüklerinde cömert
aşklarında hazin ve güvenilmezdirler

babasız kızlar korosu:
babamız bizi sevmedi
öyle birşey koptu ki içimizde
bütün kötü kadınlar bizden sorulur
kaçmayı biliriz biz en iyi
ey cesur ey sevgili sıkıysa bak gözlerime
taşa çeviririm seni, mum gibi eritirim
çocukluk acıları pazılarımdır benim
ah ben ne güçlü ne unutkanım bilemezsin.

balomuz gece yarısını geçe başlayıp
canımız isteyince biter

kandırdur arabalarıyla dolanmayız biz
cam kırıklarında dans etmek varken
babasız kızlar korosu:
küfredip kavga çıkarırız
çirkiniz çirkiniz çirkiniz
babamız bizi sevmedi
cümlenizin hakkından geliriz
yaralarımıza şap dökerek büyüttük kendimizi
göçebeyiz; talan eder tüyeriz
hayat, baskınımıza mazur bir davet yeridir
arka kapıları tekmeler içeri gireriz
yaklaşma yakarım, dumanını üflediğim gibi
keyfime bakarım

ön kapıdan ve sırayla
buyrun kibar hanımlar beyler
babanız sizi sevdi de ne oldu?
korkak,kör ve bok gibisiniz.

"babasız kızlara çok güveniyorum ben, onlar nasıl çocukken babalarının karşısında kırıtıp sırıtmadılarsa hayata karşı da kırıtıp sırıtacak halleri yoktur"
perihan mağden..

20 Şubat 2010 Cumartesi

"el cahilun cesurun"

cahil adam daha bi kolay yapar istediğini..daha kolay söyler aklından ne geçiyosa..bişey bilmediğinden ya da daha kötüsü herbişeyi bildiğini sandığından garip bi umursamazlık içinde güvenir kendisine..eylemlerini sorgulamaz..en doğrusu onun doğrusuymuşçasına yaydıkça yayar acınası egosunu..

cahil adam daha kolay sever bi de..pervasızca dostum der..daha önce yemediğinden hakikatin okkalı şamarını kendinden bilir değer verdiğini..sorguları, hesapları men eder öyle sever cahil adam..

bilen adam dost demeye korkar..cahil çoktan zerdüşt olmuşken, o elini bile uzatamaz ateşe..çünkü bilir birinci derece yanıkların kahrolası acısını..




18 Şubat 2010 Perşembe

bazal metabolizma..

bi zamanlar trt de bi amca vardı..böyle bi saatlik bi müzik programı sunardı oturduğu yerden..son derece aristokrat sesiyle "şimdi hep beraber izliyoruz ve dinliyoruz" diye sunardı klipleri..hayır sunduğu cat stevens falan olsa tamam.."şimdi de jennifer lopez'den if you had my love..hep beraber izliyoruz ve dinliyoruz.." o imaja bu klip olmuyodu amca..ama canımsın yine de..

biliyorum şakiradan cenifırdan rikiden hep nefret ettin..ama ekmek parası işte..hadi bu şarkı da sana gelsin madem..seversin sen..




ps: bitmedi gitti şu nip tuck denen zıkkım..bi yandan da ara ara boka sarmıyo değil..hafiften bi aşk-ı memnu durumlarına kayıldı ama izletiyo kendini meret..

17 Şubat 2010 Çarşamba

biri bana dokunmatik klavyeli telefon alabilir mi aceba?!

bugün uzun zamandır olmadığım kadar rezil kepaze olmuş hissettim kendimi..ders satış yönetimi..dersi interaktif işlemeyi seven bi hocamız var sağolsun..hatun gerçek bi satışçı..piyasayı sallamış zamanında..özgüven tavan..kahkahalar, küçük sevimli espriler falan havada uçuşuyo sınıfta..hocayla eskiden samimi olanlar daha bi rahat böyle yayılık bi şekilde oturuyolar..benim gibi nerden geldim ben burayacılar da ortama adapte olmaya çalışıyo..ve ben başıma geliceklerden habersiz arada yapılan esprilere gülüyorum arada not tutuyorum falan..
önceleri herşey gayet masumane bi şekilde başladı..dedim ya hoca klasik yaklaşımdan pek hazetmiyo..illa ki etkileşim halinde işlicek dersi..kendince küçük bi tiyatromsuyla uygulamalı anlatıcak..halbuse bilmiyo ki ne gencecik fidanların yeni yeni yeşermeye başlayan özgüven tomurcukları çürüdü gitti bu yolda..işte o makus diyalog:

hoca: evet farilya şimdi seninle oynayalım küçük oyunumuzu!!
(ben burda bi gerildim zaten adımı duyunca..sırıtmaktan uyuşmuş beynime birden uyarı gidince afalladım bi toparlandım falan ama tamamen refleks..)
hoca: merhaba, ben bi cep telefonu almak istiyorum..yardımcı olabilir misiniz?
farilya: tabi..hoşgeldiniz öncelikle (gerçek bi satış elemanı her zaman kibardır) özellikle düşündüğünüz bi marka ya da model var mı? ( müşteriye atıyorum ki pası hani bak senin düşüncelerine önem veriyorum..sadece cüzdandan ibaret diilsin benim için gibilerden..bu arada sefil bi ciddiyet içindeyim bu önemli bi ayrıntı..)
hoca: aa bilemiyorum ama böyle şık bişi olsun, böyle inovativ son teknoloji bişi istiyorum..
farilya: haa, kem küm ne desem ki..(bekle bekle baya bi sus..) böyle dokunmatik klavyeli bişi olsa mesela!!!

evet ben bu embesil cümleyi kurdum..onlarca alternatif şık ve zekice cevap varken ben gerçek bi gerizekalı gibi bu kelimeleri sarfettim..dokunmatik klavye ne dersen hiç bilmiyorum o an aklıma geldi..sonrasını hayal meyal hatırlıyorum..kızardım bozardım..böyle yüzüm yanıyo cayır cayır..ama yiğitliğe bok da sürdürmüyorum..hmm bak ne kadar da ilginç, dur şu altın tüyoları da not alayım da bir daha asla unutmayayım dokunmatik klavyeli telefon satarken işime yarayabilir modunda not tutmaya devam ediyorum falan ama dünya yalan artık benim için..

tamam itiraf ediyorum ben aslında zerre sallamazdım bu durumu çok da önemli diil neticede ama arka sırada oturan iki ipnenin ( bir zamanlarki can ciğerlerim şimdiki azılı nefretlerim, biri fındık burun hatta ) bi kere bile bu muhabbeti meze yapıp eğlenebilicek olmaları ihtimali beni asıl sinir eden..travmam hala yerli yerinde demek ki..yani ne gerek var ki..

neyse acılar paylaştıkça azalır derler ey blog dostu..ben de paylaştım işte o yüzden..içimdeki yangına bi nebze su serpebilmek adına..gerçi hep steve in başının altından çıkıyo ya bunlar neyse artık..

16 Şubat 2010 Salı

"biz kahve değil, kilo kilo selülit satıyoruz"

önemli not: bu yazı sıtarbaksın yaptığı türlü itlik köpeklikle alakalı değildir..yoksa küreselin içine etti adamlar ama o mevzu bambaşka..halbuse starbuck dediğin ekmeğinin derdinde bir garip denizci..

geçen yasotlan oturuyoruz sıtarbaksta..az sohbet edelim hasret giderelim modundayız (malum yasot yeni mezun oldu..artık biz onunla sadece arkadaş diil aynı zamanda "üniversiteden arkadaşız") canım ülkemde yaşayan, hepimizin dertlerinden az çok haberdar olduğu, kah iktidarın kah para babası büyük patronların faili olduğu sorunları ve onların olası çözümleri hakkında türlü nutuklar attığımız ama nasıl bi işse artık züppe zevklerimiz söz konusu olduğunda dakikasına unuttuğumuz birçok yurdum insanının günlük nafakasını bi fincan kahveye gömmüş insanlar olarak, verdiğimiz her kuruşun tadını(!) çıkarıyoruz..sonra benim bardağımın kapağımsı şeyi çatladı kırıldı falan ben de çıkardım onsuz içiyim diye..anam bi baktım kahvemin üzerinde yer yer tabaka yer yer damlacık halinde yağ yüzüyo..yaso dedim bu ne böyle bildiğin yağ dökmüşler buna..tamam biliyorum içtiğim filtre kahve değil sonuçta içinde tam yağlı sütü olsun kreması olsun bi ton şey var ama göz görmeyince gönül katlanıyo..göz gördü mü hemen "pardon bakar mısınız?! kadınına" dönüşüyo insan ( evet sevgili okur öyle bi kadın türü var..genelde restoran ve kafelerde yaşar..gergin bi ifadeyle sürekli eleştiricek şikayet edicek bi kıl yün arar..buldu mu zerre affetmez hemen bulduğu ilk garsona saldırır..) gittim barista denen arkadaşlardan birinin yanına..gösterdim işte yağ var bunun içinde,yani şikayet gibi değil de merak ettim sadece, kem küm falan ediyorum..(hiç bi zaman gerçek bi "pardon bakar mısınız kadını" olamadım ben..) böyle eblek eblek sırıttı suratıma "vayt moka mı içtiğiniz?" dedi..yok dedim karamelli makiyato..surat daha da bi gevşedi..nası anlatıyım.."yuh kızım hem hayvan gibi karamelli kremalı şeyi içiyosun bi de gelip soruyosun bu ne diye..aman başkasına söyleme cahil sanar seni kıçıyla güler valla.." gibi bi ifadeye büründü..anlattı falan işte kremadan carttan curttan dolayı falan diye..yağsız sütle isteyin bi dahaki sefere dedi..sonra bana kitapçığımsı bişi verdi..bak bunda kaloriler, besin değerleri yazıyo..bi dahakine oku da öyle iç..sonra başıma gelip ekşime allahın obezi şimdi defol git başımdan..lorenzo espresso banyomu hazırla falan bişiler söyledi ben de salak salak ehe mehe diye güldüm..çünkü o anda yapabileceğim tek şey elimdeki vırc yağ dolu bardağa bakıp gülmekti..



ps: ne güzel kahve festivali yapmışlar..gidin, koklayın bol bol için derim ben..yağsız süt isteyin ama bi de krema koymasınlar..esmer şeker falan filan..